Deniz Gezmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Gezmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Doğru bilgiye, hatta bilgiye ne kadar önem veriyoruz?

Bu görsel, TBMM'de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı ile ilgili görüşmelerin yapıldığı 10/03/1972 tarihli meclis görüşmesinin tutanaklarının yer aldığı Meclis Tutanak dergisinden alınmıştır.
Görselde yazılanlar okunursa anlaşılacağı üzere, görsel oylamanın sonucu ile ilgili...
Bu görsele kısa bir araştırmadan sonra ulaştığım konuyla ilgili bir PDF dosyasından keserek aldım.
Dosyanı bütünü inceliyorum.
Daha sonra -belki bir yazı ile birlikte- yayınlarım.

Şimdilik meclis görüşmesi ve oylamanın sonucunu paylaşmak istedim.
Bu ufacık görsel bile Türkiye'nin enformasyon konusunda ne kadar geri, ilkesiz ve doğru bilgi konusunda ne kadar duyarsız olduğunu gösteriyor.
Türkiye derken en geniş anlamda "Türkiye" diyorum.
Medyası, üniversitesi, akademisyenleri, yazarları, araştırmacıları ve yöneticilerini, sağcısı solcusu herkesi kast ediyorum.

Yaklaşık 10 yıldan beri Deniz Gezmiş'in asılma oylaması ile ilgili yayınlar, sosyal medyada paylaşımlar yapılıyor.
Hemen hepsinde CHP'nin hedef gösterildiği bu paylaşımların her birinin oylama sonuçları birbirinden farklıydı.
Önce Kabul oyu veren CHP milletvekillerinin sayısı abartıldı, oylama katılmayanlar Kabul oyu vermiş gibi gösterildi.
Nedense bir takım sol tandanslı paylaşımlarla Yeni Şafak, Akit gibi dergilerin bu konudaki yayın ve paylaşımları birbirleriyle örtüşüyordu.

Sonra bu rakamlar yavaş yavaş değişti.
En son Bianet ve Cumhuriyet'in sitelerinde belli rakamlarda ortaklaşıldı.
Bu oylama sırasında hangi milletvekillerinin oylamaya katılıp katılmadıkları, ne oy verdikleri bu sitelerde yayınlandı.
Ve diğer bir kaç sitede...
Ama hiçbirinde kaynak gösterilmediği gibi, hemen hepsi de copipast şeklinde birbirinin aynıydı.
Kimse kaynak taraması yapmamıştı demek ki herkes birbirinden kopyalamıştı.
Ama daha önemlisi hiç biri Meclis Tutanak Dergisindeki sonuçlarla uyuşmuyordu.

Bianet'teki rakamlara göre oylama sonucu şöyle:
Üye sayısı: 450, Oy verenler: 323, Kabul edenler: 273, Reddedenler: 48, Çekimserler: 2, Oylamaya katılmayanlar: 118Açık üyelikler: 9
Ancak Meclis Tutanak Dergisindeki rakamlar farklı. Görselde de görüldüğü gibi dergiye göre sonuçlar;
Oy verenler: 279, Kabul edenler: 238, Reddedenler: 53, Çekinserler ( Dergide "çekimser" değil "çekinser" yazıyor): 6 şeklinde...

Doğal olarak bu bilgileri baz almalıyız diyeceğim ama, rakamlarda çelişki var.
Bunu, rakamları incelediğimizde görebiliriz. 238 + 53 + 6 rakamlarını topladığımızda 297 rakamını buluyoruz. Yani oy verenlerin toplamı 297 olması gerekiyor. Ama görselde de gördüğünüz gibi tutanakta 279 yazıyor.
Büyük ihtimalle 7 ila 9 rakamı yer değiştirmiş.
Bu durumda oylamaya katılmayanların sayısı açık üyelikleri (9) düşersek 144 oluyor.
Gerçi bu açık 9 üyelik meselesi ne kadar doğru onu da bilmiyoruz.

Gördüğünüz gibi Türkiye'de doğru bilginin önemi yok. Herkes, solcusu, sağcısı herkes, kafasına ya da işine geldiği gibi “bilgi” verebiliyor.
Tabii adına bilgi denirse…
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması Türkiye siyasi tarihinin en önemli olaylarından biridir.
Topu topu 45 yıl önce gerçekleşmiştir.
TKP’nin Mustafa Suphilerin katliamından hemen önce Türkiye’ye dönme konusunun tartışıldığı TKP Merkez Komitesinde konuşulanları noktası virgülüne kadar bugün bilebiliyoruz.
Ama idamların konuşulup, ad okunarak yapılan 45 yıl önceki oylama hakkında bir kaynak ortaya konmuyor.
Kim ne oy vermiş, sadece şifahi bilgiler var.
Ortalıkta dolaşılan bir takım bilgilerin ne kadar sağlıklı olduğunu bilmiyoruz. Bu bilgiyi yayınlayanlar kaynak gösterme ihtiyacı duymuyorlar.
Bu tutum sadece Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı konusunda değil hemen her konuda sergileniyor.

Aslında sadece bilginin doğrusuna değil, bilginin bizzat kendisine önem verilmiyor.
Zaten bilginin kendisine önem verilse doğru veya yanlış olması konusunda seçicilik de arkasından gelecektir.
Bunun en önemli göstergesi YSK’nın sitesinde görevi gereği web sitesinde sergilediği seçim sonuçlarının arşivine karşı ilgisizlik.
Hiçbir yerde bu verilerden yararlanarak yapılan bir araştırma, değerlendirme ve analiz görmedim.
Merak ediyorum seçimlere katılan partiler, seçim stratejilerini kurgularken bir önceki seçim sonuçlarını sandık bazında inceliyorlar mı?
CHP’sinden tutun HDP ve bilumum sosyalist, komünist partilere kadar YSK’nın sitesinde yayınlanan sandık sonuçlarını kendi arşivlerine yedeklediler mi acaba?
Öyle ya YSK, önceki seçimlerle ilgili sandık verilerini değiştiriyorsa..?

Nitekim; 16 Nisan referandumunda sandıklar kapanır kapanmaz YSK, web sitesindeki, önceki seçimlerle ilgili sandık sonuçlarına erişimi kapattı. Hemen hemen bir hafta boyunca, önceki seçimlerin sonuçlarına ulaşamadık.
Neden.!? Referandum sonuçlarının dosyalarını hazırlanmasının belli bir süre almasını anlarım.
Ama o süre boyunca önceki seçimlerle ilgili, zaten yayınlanmış olan dosyalara erişim neden kesilir, işte onu anlamam mümkün değil.
Akla tek şey geliyor.
Önceki sonuçların sandık bilgilerinin, yani sandık seçmen sayısı, kullanılan oy, geçerli, geçersiz oyların rakamlarını, 16 Nisan'daki sandık verileriyle tutarlı hale getirmek için zaman gerekiyordu.
Eğer bu doğruysa,  alelacele ilan edilen 16 Nisan sonuçlarında bir tutarsızlık var demektir.
Çünkü daha önce YSK portalında bulunan sandık sonuçları veri dosyaları kendi içlerinde zaten tutarlıydı.
Eğer 16 Nisan sonuçları da kendi içinde tutarlı olsaydı önceki sandık veri ve sonuçlarıyla hiç çelişmezdi.
Özellikle 1 Kasım seçimleriyle ilgi sandık bilgileri ve seçmen listelerinin değişmeyeceği ilan edilmişti.
O zaman tekrar soralım 16 Nisan’da sandıklar kapandıktan hemen sonra, yaklaşık 1 hafta boyunca YSK’ın sandık sonuçları arşivine erişim neden yasaklandı?
Yukarıda bir soru sormuştum, partiler acaba YSK’nın her seçim sonrasında yayınlayıp Excel ve PDF dosyalarında arşivlediği önceki seçim verilerin kendi arşivlerine yedeklediler mi diye.
Eğer böyle yedekleri varsa, YSK’nın önce erişimi kesip, sonra yeniden açtığı dosyalarla karşılaştırmalılar.
Referandum için 1 Kasım seçimleri listeleri baz alınacaktı. Eğer referandum sonuçları listelerle çelişiyorsa 1 Kasım kayıtları ile de çelişecektir.
O durumda 1 Kasım seçimleri ile sandık liste ve bilgilerinin de yeniden düzenlemeleri gerekir.
YSK'nın sandık sonuçları sayfası 1 hafta sonra erişim açıldığında böyle düzenlemenin yapılıp yapılmadığı ancak parti ve diğer kuruluşların arşiv verilerini karşılaştırarak anlaşılır.
Ben çok az bir kısmını arşivlemiştim.
YSK sandık sonuçlarına erişime açınca tekrar baktım.
Sandık numaraları değişmiş. Bu tek başına bir yolsuzluğu işaret etmez ama, yine de şöyle bir soru akla geliyor, YSK buna neden gerek duydu?
1 Kasım seçimlerindeki sandık listeleri kullanıldığına göre YSK, 1 Kasımdaki sandık seçmen sayılarını, 16 Nisan sonuçlarına uydurmak için geriye yönelik yeniden mi düzenledi?
Böylece sandık bazında kıyaslama yapmamıza imkan kalmamış oluyor.
Bu sorunun cevabını bilebilmemiz için, Hayır cephesinden birilerinin ya da bir takım kurumların, -partiler, yayın kuruluşları vs.- YSK’nın sandık sonuçları arşivindekileri önceden kendi arşivine yedeklemiş olması gerekir ki bütün sandıkları birbiriyle eşleştirip kıyaslama yapılabilsin.
Ben böyle bir yedekleri olduğunu sanmıyorum.
Daha doğrusu buna gerek duyduklarını bile sanmıyorum.
Çünkü bilgiye, belgeye önem vermiyoruz.
Eğer verseydik; bugün tüm partiler dahil, bütün Hayır Cephesi, YSK’nın 16 Nisan’dan sonra neden  Sandık Sonuçları arşivini bir hafta boyunca erişime kapattığı sorusunu toplu halde ve yüksek sesle dile getirirdik.
Ben o bir haftalık sürede arşivde - geriye yönelik - ne gibi düzenlemeler yapıldığını deli gibi merak ediyorum.
Bunları araştırma imkanları ve görevleri olanlar da merak ediyor mu acaba?

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması oylamasında kimlerin ne oy verdiğinin kaynaklarına ulaşılabilir mi bilmiyorum.
Şimdilik söylentilerle idare ediyoruz.
Ben kendi adıma idam görüşmeleri yapılarken “kim ne dedi” bilgilerinin kaynaklarına ulaştım.
Öyle aman aman araştırma yaparak değil. Meclisin sitesinden https://www.tbmm.gov.tr/ Google ile aratarak, kolayca…

Sandık sonuçlarına da YSK’nın sitesinden ulaşabilirsiniz.
Sizler de arşivleyin bakarsınız yine erişime kapatılır.

6 Mayıs 2014 Salı

Deniz Gezmiş Tenekeciler Sokağında...

Çocukluk yıllarımda yazları babamın, Menemen'in hemen bütün tenekecilerinin bulunduğu Tenekeciler Sokağı’ndaki terzi dükkanına gidip gelirdim. Ancak terzi çıraklığından pek de hoşlanmadığım, sokakta daha çok olan tenekeci ve kunduracılara yardım etmek daha hoşuma gittiği için genelde onların yanında vakit geçiriyordum.
O zamanlar sinemaların o akşam oynayan filmlerin afişlerini astıkları, ilçenin çeşitli yerlerinde iki ayaklı, duvara yaslanan, “sinema tahtası” dediğimiz seyyar tabelalar olurdu. Bunlardan bir tanesi de sokağın caddeye çıkışının hemen yanındaydı. Her sabah dükkana geldiğimde ilk işim o afişlere bakmak olurdu.
Sanırım 1970 yazı… O sabah da her zamanki gibi afişlere bakmaya gittim.
Ama bu defa afiş her zamankinden farklıydı. Bir sinema afişi değildi. Bir karton tabakaya elle “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi”  yazılmıştı. Arkamdan, caddenin karşısındaki esnaflardan biri; “Şişşt hadi bakayım  çekil oradan. Bak polis geliyor şimdi yakalarlar seni de.. Kerata seni.”  gibisinden seslendi. O an farkına vardım ki caddenin karşısında o afişe bakan kalabalık bir grup var. Meğer afişi gören herkes afişten uzaklaşarak dükkanından ya da caddenin karşısından afişe bakıyormuş.
Polise haber verilmiş, polis bekleniyordu. Herkeste bir korku, sanki o bir karton değil de, bir bombaymış gibi bir hava… Benim o afişlere çocukça bir merakla yaklaşmam bile tedirginlik yaratmıştı.
Merakla babama orada yazılanların ne demek olduğunu sormaya dükkanımıza gittim. Babam elinde bir pantolon ya da ceket, iğne iplik, sakin sakin çalışıyordu. Yanında da birkaç tane dükkan komşusu… Beni görünce içlerinden biri; “hah geldi” dedi biri. Anladığım kadarı ile beni babama şikayete gitmişler. Yüzlerinde eğreti bir ciddilik, bana bakıyorlar. Dükkan komşularımızdan biri, -anımsadığım kadarıyla bir kunduracıydı- azarlayıcı bir ses tonuyla;
- Sen ne yapıyordun bakayım orda? diye sordu.
- Nerede?” dedim.
- Sinema tahtasının önünde...  Anarşit mi olucan?
Sonradan doğru söylenişinin “Anarşist” olduğunu öğrendiğim o kelimeyi ilk defa duymuştum.
- Ne olmuş ki? diye sordum.
Babam bize karşı öyle pek yumuşak başlı biri değildi. Ama bazı davranışlarının da zamanına göre oldukça ileride olduğunu, şimdi düşündükçe anlıyorum. Birçok yaşıtımın aksine; sorgulama, kendimi savunma hakkımın olduğunu -o zamanlar bana yetersiz gelse de- hatırlıyorum.
Yine o zamanın yaygın alışkanlıklarından biri de bir başkasının çocuğuna terbiye vermeye kalkmaktı. Oysa babamın bizleri kendisinden başka kimsenin azarlamasına bile tahammül edemediğini daha önce yaşadığım birkaç olaydan biliyordum.  O güvenle “Ne olmuş ki” sözünü söylerken ki; umursamaz, hatta dik başlı halim dükkan komşumuzu sinirlendirdi. Ayağa kalkıp üzerime yürüdü;
- Seni bir elime alırım. Eşek sudan gelinceye kadar pataklarım görürsün gününü... diye bağırdı.
Babamın çok sinirlendiğini anlamıştım. Dükkan komşusunu da kırmak istemiyordu ama yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
İşgüzar dükkan komşusu üzerime yürüyünce kapıya doğru yaklaşmış kaçmaya hazırlanıyordum ki o sırada benim azarlanmam ya da dayak yememi eğlenceli bir seyir tadında izlemek üzere kapıda biriken, sokaktaki çıraklardan yaşça büyük olanlardan biri beni yakaladı.
Babam aradığı fırsatı bulmuştu. Sertçe beni yakalayan, artık kalfalığa yaklaşmış çırağın elinden tutup itti.
- Bırak ulan çocuğu diye bağırdı. Sonra kapıda biriken çıraklara dönüp;
- Hadi herkes dükkanına bakayım. Eğlence mi var burada? Ne bu ya benim çocuğum sizden mi soruluyor. Karışmayın siz. Herkes kendine baksın.  diye bağırmaya başladı.
Aslında son söylediklerinin işgüzar dükkan komşumuza ve diğerlerine yönelik olduğu açıktı. Onlar da anladılar tabii. Suratlarını asıp çıktılar dışarı. Babam bana dönüp;
- Hadi git kovaları doldur. dedi. Ceketlerin omuzlarına konan “tela” denilen sert bir bez vardı. Onları ıslatmak için caminin kapısındaki tulumbadan kovalara su doldurup suya basardık.
Kovaları alıp bana ters ters bakan sokak sakinlerinin arasından camiye doğru yürüdüm.
Aradan yaklaşık 44 yıl geçti. Anlattıklarım; çocukluk yıllarıma ait anılarımın birçok insana göre belleğimde hala taze olmasına karşın, elbette birebir değil. Bir kısmını, özellikle konuşmaları, olayın özünü değiştirmeden ben kurguladım.
O afişin; gelen polisler ve sivil giyimli birkaç kişi (belki de savcı veya kaymakam) büyük bir ciddiyet içinde kalabalık bir seyirci eşliğinde kaldırıldığını hatırlıyorum. O sinema tahtasına film afişlerini yapıştıran sinema görevlisini karakola çağrıldığı konuşuldu “Tenekeciler Sokağı”nda. Çıraklardan biri “seni de çağırırlar” falan demişti. 12 yaşımın çocukluğuyla korkmuştum.
Zamanın belleğimde yarattığı aşınmalardan aklımda kalan bu anının bende yarattığı en derin iz, bir afişin toplumda yarattığı o dehşettir. O elle yapılmış afişi kim hazırladı, oraya kim astı? Kimdi o aslan yürekli Menemenli..?
İnsanların okumuş olmaktan bile korktukları o bir cümlelik afişe bomba muamelesi yapan zihniyet kolay aşılmadı. Afişe biraz dikkatli ve yakından baktı diye, 12 yaşındaki çocuğun babasına şikayete gidildiği dönemde o afişi asan, koyu kesif bir karanlık oluşturan çuval bezini mızrakla yırtmaya çalışan o Menemenli gence helal olsun.
Bir iki yıl sonra Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın asılması sonrası “oh iyi oldu” sözleri bol bol konuşuldu Tenekeciler Sokağında. Hatta "o sinema tahtasındaki afişi de o asmıştır” lafları dolaştı. O elle yapılmış afişi sinema tahtasına Deniz Gezmiş asmamıştı elbette. Bir sokak efsanesiydi. Ama Hürriyet Gazetesindeki fotoğraflardaki o kara yağız delikanlının o sokaktan geçtiği düşüncesi bile birilerini ürpertmişti. 14 yaşındaki bir çocuk- gence de en azından çok ilginç gelmişti. Bir suçluluk duygusu eşliğinde de olsa, dile getiremediği bir hayranlığın etkisiyle bu efsaneye inanmayı yeğlemişti.
Çocukça gözlemlerimden anımsıyorum. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının varlığı, yaptıkları, mahkeme haberleri, hatta asılması sayesinde o işgüzar komşunun bayraktarlığını yaptığı korkunun hükümranlığı artık sarsılmaya başlamıştı. Benim gibi nice, delikanlılığa doğru yaklaşan çocuğa isyanı gösterdi. 78’liler de böyle oluştu.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları bugün birçok konuda eleştiriliyor. Bunların -ben haksız buluyorum- haklı yanları da olabilir. Ancak onların isyanının bu toprakların bağrından çıktığını,  koyu karanlık bir korku perdesini yırtarak, bir daha asla tümüyle söndüremeyecekleri ışığı ülkeye getirdikleri unutulmasın.
Üstelik asla bir taklit değildiler.

Nadi Öztüfekçi
6 Mayıs 2014