Gezi Direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi Direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2016 Cumartesi

Gezi Direnişinin Kodları ve Türkiye Solunun Disleksi Sorunu.

Gezi direnişi bir milattır.
Potansiyel bir enerji birikiminin oluşturduğu gerginliğin patlama noktasına varmasıydı.
Kimsenin, hiç bir gücün hesaplayıp üretebileceği bir kalkışma değildi.
Asla bir proje olarak başlamadı.
Ama daha ilk noktasından itibaren değişik kesimlerce bir projeye dönüştürülmeye çalışıldı.
Çok taraflı bir körling maçında, piste kendiliğinden düşen kaya gibiydi.
Yaşamın ve Ülkenin; eksiğiyle, fazlasıyla biriktirdiği toplumsal gelişimin geriletilmesine, toplumsal gerilemeye gösterdiği bir tepkinin ve o enerji birikiminin yol açtığı patlamanın tesiriyle, o buzdan piste düşen bir kaya...
Okumasını becerenlere yüzlerce mesaj içeriyordu.
Adeta bir gösteri maçı tadında seyreden oyunun seyrini bozmuştu bu piste beklenmedik zamanda düşen kaya.
Bu şikeli oyundan sıkılan seyircileri yeni bir taraf olarak maça dahil etmişti. Kendilerini bu kayanın bir parçası olarak gören bu gösteriye itirazı olanlar tribünlerden piste inmişti.
Oyunun gediklileri kısa bir şaşkınlıktan sonra bu beklenmedik duruma göre kendilerini yeniden konumlandırdılar.
Bir kesim, buz pistte kaymaya başlayan kayayı yerinde tutmaya, kırmaya parçalamaya çalıştı, diğer bir kesimi de kayaya sahip çıkar göründü çünkü piste giren seyirciler içerisinde kendi taraftarları olan kesim de vardı. Fırça darbeleriyle kendi takımları için en iyi konuma getirmeye, bir yandan da erimesini sağlamaya çalıştı.
Sonuçta oyun yeni koşullarda, daha gerçekçi bir görünüme dönüştürülmek zorunda alındı. Şikeyi saklamak için üzerine bol sürtüşme, polemik ve bir süre sonra da bu güne kadar giderek artan çatışmaya ve savaşa dönüştü.
 
Bu çok taraflı körling maçında kimin en kazançlı çıktığını söylemek zor. Ama en az kazançlı çıkanlar belli.
AKP ve o zamanki ittifakları Cemaat o kayayı (Gezi Direnişini) ve ona sahip çıkanları şeytanlaştırarak, tepki üzerinden taraftarlarını kemikleştirerek kendine siyesi rant sağladı.
Kürt Ulusal Hareketi kısa bir şaşkınlıktan sonra pek de içine sindiremedikleri bu kayaya sahip çıkar göründüler ustaca fırça darbeleriyle "safralarını" temizliyerek kendi evlerine çekmeye çalıştılar.
Bunda önemli bir başarı sağladılar.

Gezi Direnişini yani o buzdan piste kendiliğinden düşen o kayaya en fazla sahip çıkması, o kayanın bir parçası olması, bu oyunu gerçek bir mücadeleye çevirmesi gereken Türkiye Solu ise bu oyundan en az kazançlı çıkanlar oldu..!
Zarar demiyorum. Yaşam her şeye karşın kendinden yana olanlar ya da olduğunu sananlara bir fırsat tanır. Kendisi adına yaptıkları mücadelede kullanabileceği bir potansiyeli onlar için hazır tutar.
Ama şurası da bir gerçek ki samimiyetlerine rağmen acemilikleri yüzünden oyunun gedikli taraflarının gerisinde kaldılar.
O potansiyelle birleşemediler.
Yaşamın, son bir gayretle kendilerine uzattığı eli şöyle yüreklice kavrayamadılar. Kendilerini o kayanın bir parçası olarak gösterenler arasında kaynadılar. Hatır güttüler, çekimser kaldılar. Sürekli gelgitler yaptırarak o kayanın erimesine göz yumup, katkı sağladılar.
Gezi Direnişinin kodlarını okuyamadılar.

Neydi o Gezi Direnişin kodları?
O potansiyel enerjiyi biriktiren, o sıkışmayı, o tepkimeyi yaratan gelişmeler nelerdi?
Hemen söyleyeyim kendimi bir analist ya da uzman bir kod çözücü olarak görmüyorum.
Sadece samimi acemilerden biri olarak o potansiyelle bütünleşmenin bir yolunu arıyor yüksek sesle düşünüyorum.
O kodlara gelince; elbette Mehmet Ali Alabora’nın da dediği gibi ‘mesele iki ağaç değil’di.
Ama Erdoğan’ın bu sözlerin üzerine atlayıp çarpıtarak piyasa ettiği, Demirtaş’ın da desteklediği gibi darbe yapmak da değildi.

Gezi Direnişini Haziran Direnişine dönüştüren temel itici güç; her türlü birikimini onu varlığı, dirliği ve bütünlüğü sayesinde yapmış bir ülkede, adı konmamış, görmezden gelinen Emekçi Anadolu kardeşliğinin yaşama güdüsüydü.
Ne darbe, ne de devrimdi. Adı üzerinde, direnişti. Saldıran değil, savunandı.
Bunca zamandır kanıyla canıyla var ettiklerine, maddi ve kültürel birikimlerine, aksak ve eksikleriyle de olsa oluşturduğu toplumsal gelişmesine yapılan saldırıya karşı bir savunmaydı.
Ağaçlar ve gezi parkı bütün bunların simgesi olmuştu.

Nelerdi savundukları bu, "aksak ve eksiklikleriyle de olsa toplumsal gelişim"..?
Laik ve çağdaş yaşam tarzı örneğin
AKP ve Erdoğan iktidarının işbaşına geldiğinden beri hallaç pamuğu gibi attığı, sürekli değiştirerek adım adım yerleştirilen gerici eğitim sistemiyle başlayan saldırıya karşı bir direnişti
Yandaşları ve taşeronu oldukları küresel sermayeye peşkeş çekilen maddi birikimlerinin, kültürel varlıklarının yağmalanmasına karşı bir direnişti.
Anadolu Kardeşliğine olan saldırı belki o potansiyel enerji birikiminin son aşamasıydı.
Bir anlamda “Toplumsal Gerileme” olarak tanımlayabileceğimiz Geziden önceki son saldırının hücum borusu 29 Mart 2013’te, yani Haziran Direnişinin başlamasından bir ay önce Erdoğan tarafından çalındı. CNN Türk- Kanal D ortak yayınında Erdoğan şöyle diyordu:
Dünyada gelişmiş güçlü ülkelere bakarsanız, bunların hiçbirinde eyalet korkusu diye, eyalet endişesi diye bir şey yoktur. Tam aksine eyalet yapılanmaları o güçlü ülkelerde çok daha süratle kalkınmayı getirir ve demokraside özellikle siyasi rekabeti getirir. Bu, güçlenme alametidir. Gelelim bizim kendi tarihimize. Osmanlı'ya baktığımız zaman, o güçlü Osmanlı'da mesela çok daha enteresan Lazistan eyaleti var, Kürdistan Eyaleti var. İniyoruz güneye yine aynı şekilde eyalet sistemleri var. Niye Osmanlı güçlü ve oralarda hiç çekinmeden rahatlıkla bunları vermiş. Şimdi ben MHP'ye endişeyle bakıyorum. Haydi CHP'yi bu konuda farklı düşünürüm de. Ama MHP bir taraftan 'Osmanlı'nın devamıyız' diyecek veya 'Osmanlı'yız' diyecek. Öbür taraftan Osmanlı'nın bu devlet yapısındaki yaklaşım tarzını görmezlikten gelecek.''

Erdoğan  “ etnik temellere dayanan” bir eyalet sistemini gündeme getiriyordu yıllarca sürecek etnik rekabet ve kaçınılmaz bir iç savaşa yol açacak bir planın lansmanını, pazarlamasını yapıyordu.
Ama aynı zamanda Osmanlıcı niyetini de ortaya koyuyor, “Milenyum Enver Paşası” rolüne soyunuyordu.
Erdoğan bunları dile getirdiği tarihten yaklaşık yüz yıl önce başlayan I. Dünya Savaşının, Emekçi Anadolu Ulusunun hafızasında bıraktığı izleri hesaba katmıyordu.
Tıpkı; yaptığı kirli ittifaklarla güç peşinde koşan Enver Paşaya benzeyen yüzünü açığa çıkarıyordu.
Esasen I. Dünya Savaşının getirdiği acılar pekiştirmiştir Anadolu Kardeşliğini.
On binlerce yıllık tarihin içinden süzülen, I. Dünya Savaşı ve sonrasında pekişen Anadolu Ulusu, varlığına yönelik bir saldırı niyeti olarak gördü bu sözleri.

Nitekim bir ay sonra Gezi Direnişi başladı ve kısa sürede Haziran Direnişine dönüştü.
Dünyada ender görülen bir kitleyi ayağa kaldırdı Haziran Direnişi.
Ancak kütlesi oranında bir dönüşümü sağlayamadı. Bunun birçok nedeni var.
Bunlardan önemli bir tanesi Türkiye solunun yaşadığı, şaşkınlık, içinde bulunduğu patolojik psikolojik durum.
Kendisine uzanan o eli yüreklice kavrayamadı.
Yazının başında örneklediğim; o buzdan pistin üzerine düşen kayanın içindeki potansiyel ile kendisini bütünleştiremedi. Çekimser kaldı, hatır güttü…
Haziran Direnişinin kodlarına şaşı baktı.

Diğeri de AKP iktidarı ve Erdoğan’ın taşeronluğunu yaptığı Küresel Güçler. 
Emperyalizm ve Küresel Kapitalizm…
Ülkemiz ve Bölgemizin ihtiyaç ve çıkarları açısından kendileri için taşıdığı önem…
Türkiye Solunun uzun zamandan beri yaşadığı disleksi(*) sorununa karşın Küresel Kapitalizmin teknoloji ve finansla güçlendirilmiş o kadim deneyimi Haziran Direnişinin kodlarını çok iyi okudu.
Erdoğan ve AKP iktidarının yıkılması hesaplarının aksamasına yol açacaktı.
Erdoğan’a bırakılsa arızalı ruh haliyle bu direnişi büyütebilirdi.
Böylece küresel birikim ve deneyim devreye girdi. Bunca zamandır kitlesel hareketleri büyütüp, turuncu devrimler kotaran küresel algı baronları ve Occupy uzmanları kitlesel hareketleri sönümlendirmede de deneyimliydi elbet.
Bir şekilde maniple ettiler. Giderek toplumsal desteğini azaltacak, içerisine şiddet bulaştırılmış ritüellerle ve abartılı beklentilerle gereksiz uzamasını sağladılar.
Böylece toplumsal desteği azalttılar. Esnafı kışkırtıp polisin uyguladığı vahşi şiddeti destekler hale getirdiler.

Haziran Direnişi yazının uzamasına yol açacak, daha birçoklarını sayabileceğimiz nedenden dolayı sönümlenmiş ve sönümlendirilmiş olabilir.
Bu direnişin bir parçası olması gereken Türkiye Solu tarafından yeterince okunmamış olabilir.

Her ne olursa olsun Gezi Direnişi bir milat oldu.
O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı ve olmayacak.
Bir takım hesaplar Gezi Direnişinden sonra karıştı alt üst oldu.
Şu an yapılan bütün hesaplar 2013 Haziran Direnişine endeksli olarak yapılıyor. Olası yeni Haziranları hesaba katarak, Gezi Direnişinin kodlarını dikkatlice okuyarak sofistike, sinsi, fırsatçı ve acımasız stratejiler geliştirdiler.
Erdoğan’ın Gezi Direnişinden bir ay önce Osmanlıcılık ve eyalet sistemi hakkında söyledikleri bugün şiddetle inkar ettiği Dolmabahçe Mutabakatının aynısıdır.
Kendisine misyon edindiği, Küresel Kapitalizmin kendisini bir proje olarak ortaya sürmesine neden olan bir plandır.
Ne Küresel Kapitalizm ne de onun ülkemizdeki taşeronu Erdoğan ve AKP iktidarı bu plandan vazgeçmediler.
29 Mart 2013’te yapılan röportajın tam metni AKP’nin resmi sitesinde hala durmaktadır.
https://www.akparti.org.tr/site/haberler/gelismis-ulkelerde-eyalet-endise-yoktur/42345#1
Ayrıca yapılan anayasa tartışmalarında kendi danışmanları bu planı zaten dillendirmekteler.
Bugün bu plandan vazgeçmiş, hatta tam karşısında gibi görünüyorsa Anadolu Kardeşliğinin Haziran Direnişiyle gösterdiği tepkiden dolayıdır.
Diyarbakır ve birçok Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgede oynanan bu kanlı oyun, dökülen bunca kanın temel nedeni bu kardeşliği bozmaktır.
Erdoğan ve AKP iktidarı bu kanlı oyunda kendisine düşen rolü oynamaktadır.

Kürt Sorunu anayasadan önce Emekçi Anadolu Ulusunun vicdanında çözülmelidir.
Kürtlerin özgürce tercihlerini belirleyeceği, barış ve demokrasi atmosferinde, silahlı güçlerin her türlü vesayetinden arınmış bir ortamın sağlanması lazım.
Açık ve şeffaf bir tartışma ortamında özgür iradeleriyle edecekleri tercihlerine Emekçi Anadolu Ulusu kardeşlik hukuku gereği saygı gösterecektir.
Ancak Emekçi Anadolu Ulusunun on binlerce yıllık kardeşliğine de saygı duymak gerekir.
Ve elbette biriktirdiği akıl ve deneyimine, var olma çabasına da…

Bu ulusun bir parçası olan halkları önce bölüp, birbirine karşı konuşlandırmaya çalışırken Halkların Kardeşliğini savunur görünmenin samimiyetsizliğini anlayacak, bunu kabullenmeyecektir.

Türkiye Solu bu disleksi hastalığından bir an önce kurtulup , zaman aşımına uğramadan, belleklerde izleri henüz silikleşmeden Haziran Direnişinin kodlarını okuyup çözmelidir.

Nadi Öztüfekçi
7 Şubat 2016


* Okuma bozukluğu

25 Şubat 2015 Çarşamba

Seçimler ve Haziran Hareketi



Birleşik Haziran Hareketi kuruluşunun hemen sonrasında Türkiye’nin zor, önemli ve çetrefilli gündemleriyle karşı karşıya kaldı.
Zor ve önemli nitelemeleri zaten anlaşılır da “çetrefilli” nitelemesine açıklık getirmek lazım.
İki önemli gündem kendi içerisinde çetrefil (“karışıklığı nedeniyle anlaşılması veya neticeye bağlanması güç konu” Bkz. Nişanyan sözlüğü, “çetrefil”) içeriyor.

Birincisi “Laik ve Bilimsel Eğitim” çerçevesinde yapılan yürüyüş ve mitinglerinin temel belgilerinin içine “anadilde eğitim” konusunun konup konmaması ile ilgiliydi.
BHH; Alevilerin başlattığı eylem ve boykotlara destek, ayrıca bu sorunu yalnızca Alevilerin sorunu olmaktan çıkarıp tüm laik kesimleri bu mücadelenin içine çekmek için mücadele başlatmıştı.
İlk büyük meclisinde bu çetrefil görüşülmüş, anadilde eğitimin HAZİRAN’ın Kürt Sorunun eşitlikçi çözümünün bir parçası olduğu, ancak Alevilerin başlattığı bu mücadele serisinin hedefine sadık kalınması yönünde karar alınmıştı.

Beklenildiği gibi Haziran Hareketi’nin olağan şüphecileri -karşıtları- tarafından bu konu gündeme getirilip BHH’ni karalamak, kösteklemek amaçlı kullanılmıştı.
Düzenledikleri manidar zamanlamalı, “anadil” vurgulu, nazire mitingiyle bunu pratiğe de döktüler.
Bu çetrefil Haziran Hareketinin üstesinden gelmek zorunda olduğu ilk sınavdı.
Haziran Hareketi bu sınavı birlik ruhunu daha da pekiştirerek, başarıyla atlattı.

Birleşik Haziran Hareketi bugün, henüz iki ayını doldurmadan, aynı çetrefili içeren daha zor ve önemli bir gündemle karşı karşıya...
Haziran’ın yedisinde yapılacak olan genel seçimler…
Birleşik Haziran Hareketi 7 Haziran Seçimlerinde ne yapmalı? HAZİRAN’ın bir bütün olarak hareket edebileceği, kendi geleceğini bu bütünlük içinde koruyarak kurabileceği bir ortak seçim tavrı nasıl olmalı?
Bu gündem HAZİRAN’ın kendini test edeceği yeni bir sınavdır.
Bu konu şu anda Haziran meclislerinde tartışılıyor.
28 Şubat’ta bu tartışmaların sonuçları Yürütme Kurulu toplantısında ele alınıp 1 Mart tarihine kadar BHH’nin tutumu belirlenecek.

Bu çerçevede Yürütme Kurulu tartışmalar için meclislere bir metin (*) gönderdi. Bu metin çerçevesinde meclislerde tartışmalar başladı.
Bu tartışmalarda üstesinden gelinmesi gereken aynı kaynaktan kaynaklanan ama biraz daha kapsamlı bir çetrefil var. Çetrefilin kaynağı Kürt Sorunu…
Yani bir önceki gündemin, “anadilde eğitim” sorununun da kaynağı olduğu gibi…
Çetrefilin adı ise; “HDP’nin desteklenip desteklenmeyeceği”
Yani tartışmanın temel eksenin bu olma tehlikesi var.
Tehlike diyorum çünkü tartışmanın temel ekseni bu olmamalı. Tartışmaya temel olabilecek daha bir birçok konu var.
Hangi Partinin destekleneceği ya da bir partinin desteklenip desteklenmeyeceği bu temellerden sadece biri…

Aslında Haziran Yürütme Kurulunun tartışmalara temel olması için gönderdiği metin çok güzel. Umarım bu metin tartışmalarda esas alınır.
Özellikle 3. Maddeyi olduğu gibi alıntılamak istiyorum.
3 - HAZİRAN kendisini seçimle sınırlayan bir hareket değildir. Her türlü sınava, mülakata ve hatta Milli Piyango’ya bile AKP ve bürokratları eliyle hile karıştırıldığının tüm çıplaklığıyla açığa çıktığı ülkemizde, iktidar, yeni bir hileli seçim hazırlığındadır. Bu nedenle, HAZİRAN seçimle sokaktaki direnişleri birleştirmeyi ve AKP’yi kitle mücadelesiyle yıkarak ülkemizde eşit ve özgür bir yaşama kapı aralamayı hedefliyor. Tüm siyasetimiz bu hedefe uygun olmalıdır. HAZİRAN’ın bir bütün olarak hareket edebileceği, kendi geleceğini bu bütünlük içinde koruyarak kurabileceği bir ortak seçim tavrı geliştirilmelidir.”

Bu madde bana kalırsa birçok şeyi özetliyor.
Ben kendi tartışmamı da ağırlıklı olarak bu madde üzerinde oluşturuyorum.
Evet, kendi tartışmamı… Yani önceden oluşturduğum yargılarımı değil.
Çünkü bu tartışmalara ikna etmek ve ikna olmak için, BHH’nin diğer bileşenleriyle ortaklaşabilmek üzere katılıyorum.
HAZİRAN’ın kendisini seçimle sınırlamayan bir hareket olması benim için çok önemli.
Çünkü Türkiye’deki seçimler demokratik bir ülkede yapılan sıradan seçimlerden çok farklı.
Ne oy tasnifi ve sayılması ne de kayıtlanması ve değerlendirilmesi adil ve güvenilir koşullarda olmayacaktır. Yukarıdaki alıntıda da söz edildiği gibi AKP bürokratları eliyle Milli Piyangoya bile hile karıştırıldığı bir ortamda seçime gidilmektedir.

Aynı adaletsizlik ve eşitsizlik seçim öncesi propaganda çalışmalarında da geçerlidir.
Hükümetin, yaygın medya ile ekonomik tehdit ve çıkar üzerinden kurulu ilişkileri bu adaletsizliğin temel kaynağıdır.
Kaldı ki devlet olanaklarıyla ve ihale kardeşliği ile beslenen, Erdoğan ve hükümete direkt bağlı olan havuz medyası da hesaba katıldığında adil, demokratik bir seçim çalışmasının imkansız olduğu bellidir.
Haziran Hareketi aslında bu mekanizmalara karşı güvensizliğin yansıması olan Gezi Direnişinin devamcısıdır.

Sadece hükümete karşı değil; bu hükümeti sonsuz bir biatle destekleyen, yalan söyleyen, gerçekleri gizleyen ya da görmezden gelen; medya, yardakçı medyaşor, satılık bilim adamları, dönek aydınlardan oluşan algı baronlarına karşı da bir isyandı Gezi Direnişi…
Bu isyan ve güvensizlik HAZİRANCILARIN, seçimlere ve sonrası oluşacak meclise bakış açısına da yansıyacaktır. Çünkü ilerici demokrat güçler ne kadar çabalarsa çabalasın bu seçimler üst düzey algı tekniklerinin, finansal ve teknolojik desteklerle yığınlara uygulandığı bir ortamda gerçekleştirilecektir.
Ortaya çıkacak seçim sonuçları demokratik ve özgür bilgilenmenin sonucu bir tercihi yansıtmış olmayacaktır.

Bir HAZİRAN bileşeni ve Gezi Direnişi’nden şevk ve ilham almış, kendince ders çıkarmış, komünist ideallerin hala peşinden koşan biri olarak benim de seçimlere yaklaşımım böyle…
Sonuçlarına da öncesinde oluşan eşitsiz propaganda koşullarına da inanmıyor ve güvenmiyorum.
Ancak bu, güvensizlik küskünlük ya da bezginlik olarak değil aksine bu adaletsiz ve güvenilir olmayan seçim öncesi, seçim ve sayım koşullarına karşı mücadele azmini çoğaltan, hırslandıran itici bir güç olarak değerlendirilmelidir.

Bütün bu adaletsiz ve güvensiz koşullara karşın seçimler önemlidir.
Öncelikle seçim dönemleri yığınların politik duyarlılığının yüksek olduğu zamanlardır.
Seçim sonrası mücadelenin de örülebildiği siyasal teşhir ve propaganda koşullarının oluştuğu ortamlardır.
AKP iktidarının karanlık yüzünü, hırsızlığını, çevreye düşmanlığını, paranın ve kazanma hırsının temsilcisi olduğunu daha kolay anlatabileceğimiz zamanlardır.
Ama seçimlere sadece fırsatlar açısından bakılamaz. Görevler de vardır.
HAZİRANCILAR sözünü ettiğimiz adaletsiz, eşitsiz ve güvensiz koşuları değiştirmek, olumsuz yansımalarını en aza indirmek için; gerek seçim çalışmalarında, gerekse seçim esnası ve de oy tasnif ve sayımında müdahil olmalı, AKP faşizminin karşısındaki tüm ilerici-devrimci ve demokrat güçlerin yanında olmalıdır.


Seçimler öncesinde HAZİRANCILARIN tutumu ne olmalı?
Hepimiz biliyoruz ki Haziran bileşenlerinin seçimlerde vereceği oydan çok seçim öncesi aldığı tutum daha önemli ve etkilidir.
Bu sıradan bir destek beyanından öte bir şeydir.
Haziran hareketi AKP diktatörlüğüne karşı en geniş cepheyi oluşturma çabasında olmalı ve bu çabayı
AKP iktidarının geriletilmesi için en mantıklı ve en olabilir hedefler doğrultusunda, ilkesellik çerçevesinde göstermek durumundadır.

Peki, bu ilkeler nelerdir?
Bu ilkeler Haziran Yürütme Kurulunun meclislere gönderdiği tartışma metninde açıkça belirtiliyor. (Bkz. Tartışma Metni 4. Mad.)

O zaman bunu güncellik içerisinde somutlaştıralım.
Antiemperyalist, anti NATO’cu, özelleştirme karşıtı, emek eksenli, kamucu, taşeron sistemi karşıtı, iş güvence ve güvenliğinin takipçisi, Kürt Sorununun barışçı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir çözümünden yana, kadının toplumsal konumun eşit, çağdaş düzeye çekilmesi, kadına yönelik şiddete karşı ve mücadeleci, laik, doğal tahribata, doğal kaynaklarımız sermayeye peşkeş çekilmesine ve bütün bu sorunların somutlaştığı AKP iktidarına karşı bir cepheyi oluşturmak…

Şimdi bu metin çerçevesinde tartışmaya parametrelerin adını koyarak devam edelim.
Haziran Hareketi CHP ve HDP bloğunun savunucusu ve takipçisi olmalıdır. Yukarıda saydığımız ilkelere uygun -en yaklaşık- seçim stratejisi ancak bu olabilir.
Hemen “en yaklaşık” kavramına yaptığım vurguyu açayım. Yaşamın pratiği bize her zaman istediğimiz koşulları sunmayabilir. O koşulların takipçisi olmayı bırakmadan yine o koşulların gereğini yapmamız gerekmektedir.
Yukarıda, tartışma metninden özetleyerek aktardığım ilkeler böylesi bir blokta birebir örtüşmeyebilir. Açıkçası bu her iki parti açısından da geçerlidir.

Her şeye karşın Haziran bu cephenin inşasında yer almalı bunu bir strateji olarak ele almalıdır.
Bu strateji seçim boyunca izlenmeli ve savunulmalıdır.
Bu bloğun bir seçim ittifakına dönüşmemesi ihtimali ya da sonucu (ki bu ihtimal oldukça güçlü) Haziran Hareketinin tutumunu değiştirmemelidir.
Her iki partinin seçimlere ayrı ayrı girmesi durumunda, yani bir seçim ittifakı gerçekleşememesi durumunda Haziran Hareketi “ortak seçim tavrı” geliştirilmesi, bunun gerçekleşmemesi halinde ise “suskunluk mutabakatı” sağlanmasının çağrıcısı olmalıdır.

Birleşik Haziran Hareketi Türkiye günceline gizli andıç tutmadan, art niyetsiz, en göründüğü gibi yaklaşan; ülke demokrasisi ve geniş emekçi kitlelerin, kadınların, gençlerin, aydınların, Alevilerin ve Kürtlerin, hepsinin sorumluluğunu üstlenerek bakan yegane yapılanmadır.
AKP faşizmi karşısında gerçek bir direnci sağlayacak, kitleselleşebilecek, yetkinleşebilecek, gelişebilecek bir potansiyeli barındırmaktadır.
Bu nitelikleri Haziran Hareketine tarihsel bir görev yüklemiştir. Varlığıyla, tutumuyla AKP diktatörlüğüne karşı en geniş cephenin merkezinde olmalıdır.

AKP’nin 13 yıllık iktidarı boyunca ülke kamuoyu geleneksel büyük sermaye, yeni yetme sermaye grupları, küresel sermaye ve onların denetimindeki; ana akım medya, yandaş ve havuz medyası, uluslararası düşünce kuruluşları tarafından yönlendirildi.
Zaten 12 Eylül 1980’den bu yana sistemli olarak sol örgütler, aydınlar, devrimci ve komünistler susturulmuş, pasifize edildi ya da devşirilmişti. Bu şaşkınlıkla sol düşünce de hegemonyanın zihinsel manipülasyonları etkisinde kaldı.
Bu sayede AKP yıllarca muhalefetsiz bir siyasi ortamda diktatörlüğünü pekiştirdi.
Bu sayede yıllarca muhalefete muhalefet yapılmasını izleyip durduk.
Bu seçimlerde de aynı oyun sahneye konulmaya çalışılıyor.
13 yıldır muhalefetsiz iktidar olma avantajına, muhalefetin muhalefete muhalefet yapması avantajı eklenmek istenmektedir.
Yüzde onluk barajın AKP iktidarına olan katkısını katlayacak yeni zihinsel yönlendirmeleri yaygın medyada piyasa edildiğini gözlüyoruz.
HDP’nin parti olarak veya bağımsız adaylarla katılması, Haziran hareketi açısından sadece saygı duyulacak bir karardır.
Ancak HDP ve CHP bloğunu savunmak da Haziran hareketinin talip olduğu görev ve sorumluğunun bir parçası. (“AKP diktatörlüğüne karşı halkın birleşik ve örgütlü mücadelesinin sorumluluğunu üstlenen Birleşik Haziran Hareketi…” Bkz. Tartışma Metni 2. Mad.)
Bu sorumluluk ve görev; muktedir aklın dezenformasyonlarını ve zihinsel manipülasyonlarını açığa çıkarma, muktedir akla karşı mücadeleyi de getiriyor.
O yüzden Haziran Hareketi seçim süreci boyunca sürdürülebilir bir mücadele şekli ve seçim tavrı geliştirmelidir.
CHP HDP seçim bloğunun bir seçim ittifakına dönüşmemesi durumunda Haziran Hareketinin takipçisi ve savunucusu olacağı taraflara yönelik bir çağrısı da yukarıda sözünü ettiğim “ortak seçim tavrı” olabilir.
CHP ve HDP seçimlere ayrı ayrı gitse de AKP’ye karşı yürütülecek muhalefeti ortaklaştırabilir. Bölgesel mutabakatlar, dayanışmalar denenebilir. AKP’nin faşist uygulamaları, hırsızlıkları, yağmacı ve talancı, doğa düşmanı yüzü senkronize bir şekilde kitlelere anlatılabilir. Sandık ve sayım güvenliği konusunda ortaklaşabilir.
Haziran Hareketi bu ortak tavrın çağrıcısı, destekleyicisi olabilir, bu ortaklaşmaya somut, eylemsel katkı koyabilir. Hazirancılar her iki partinin yetişemediği yerlerde pratik dayanışma gösterebilirler.

Haziran Hareketi “ortak seçim tavrı” geliştirilemediği durumda “suskunluk mutabakatı” çağrıcısı olabilir. Anlaşılacağı üzere HDP ve CHP’nin birbirine karşı yıpratıcı, etik dışı, temelsiz, ırkçı, şoven, halklar arası dayanışmayı zedeleyecek propaganda yapmaması yönünde anlaşmasının çağrıcısı olmaktan söz ediyorum.
Bu seçimlerde önemli etkenlerden biri de Kürt Sorunudur. HDP içinde barındırdığı diğer sosyalist bileşenlerine rağmen sonuç itibarı ile Kürt Hareketinin siyasi temsilcisidir. Meclise girmekteki ana faktör Kürt Sorununu parlamentoya taşımaktır.
CHP’ye gelince; tabanında ilerici demokrat, sol sekuler kesimler bulunsa da milliyetçi, zaman zaman da ırkçı-şoven reflekslere sahip kesimleri de barındırmaktadır.
Seçim yarışmasının kızıştığı durumda rekabetin AKP lehine hal almasının önüne geçilmesinin bir yolu olarak böyle bir mutabakatın çağrıcısı olabilir.

Haziran Hareketi kendi gücü ve etkisini küçümsememelidir.
Yapacağı çağrıları belki HDP ve CHP’nin yöneticileri göz ardı edebilir. Siyasi hedefler, kişisel siyasi ikbal hesapları ön plana çıkabilir. Ancak bu çağrıların her iki parti tabanında karşılık bulacağını düşünüyorum.

Haziran Yürütmesinin tartışma metni meclise gönderildiğinden bu yana Haziran seçimlerdeki tavrı gündeme oturdu.
Ancak asıl merak edilenin CHP veya HDP’den birini destekleyip desteklemeyeceği olduğunu kabul etmek gerekir.
Benim bu konudaki düşüncem; yazımın buraya kadar olan kısmından da anlaşılacağı üzere Haziran’ın böyle bir tercih yapmaması yönünde.
Haziran; muktedir aklın, yaygın medya, havuz medyası ve kalemşorları ‘sabıkalı kargalar’ vasıtasıyla çukurunu kazdığı “MUHALEFETİ, MUHALEFETE MUHALEFET YAPTIRMA” fosseptiğine burnunu bulaştırmamalıdır.
Özellikle “parlamentoda temsil edilmek” tuzağına düşülmemelidir.
Tartışma Metninin 5. Maddesinde ifade edilen “HAZİRAN’ın bağımsız siyaset hattı ve bütünlüğünü koruyup güçlendirecek ve seçim sonrasına taşıyacak” bir seçim politikası arayışındaysak, HAZİRAN milletvekili hesaplarına meze edilmemeli.

Son günlerde herkesi bir aritmetik merakı sardı. Özellikle şu ‘sabıkalı kargalar’ ve seçim borsasında en çok sözü edilen, şu 2 milyon oy açığı…
HDP’nin barajı geçmesi böylece 50-60 milletvekilinin AKP’ye kaptırılmaması minvalindeki tartışmalar en fazla bu ‘sabıkalı kargalar’ kılavuzluğunda yürütülüyor.
AKP’nin en has savunucusu bu kalemşorlar HDP’ye bu iki milyon oyu CHP’den nasıl kapacağının taktiklerini veriyorlar.
Ali Bayramoğlu’ndan Alper Görmüş’e, Hasan Bülent Kahraman’dan Engin Ardıç’a kadar herkes “ulusalcı oylar nasıl devşirilir” konusunda uzman kesildi.

Bu aritmetiğin CHP cephesinde de bir yansıması oluyor elbet. CHP de bu 2 milyon oyu koruma telaşına düşürülmek isteniyor.
Ama CHP’ye yapılan telkin ise; bu potansiyel oy kaybının telafisi için “sağın müsveddeliğine soyunması” şeklinde.
Böylece seçim çalışmaları sırasında canhıraş bir “muhalefete muhalefet” ortamından AKP’yi en yarasız beresiz çıkarabilmenin tezgahı tamamlanıyor.

Haziran Hareketinin yerel meclisleri bu gedikli “kılavuz kargaların” bayat numaralarına pabuç bırakmayacak kadar sağduyu üretebilecektir.
Yerel Meclisler;  herhangi bir partiyle seçim ittifakının, şu çok sözü edilen 2 Milyonluk oy potansiyelinin bekçisi ya da hırsızı pozisyonuna düşmek anlamına geleceğinin öngörüsüne sahiptir.
Kaldı ki “oyların bir muhalefet partisinden, diğer muhalefet partisine geçişinin bilgisayar ortamında yapılabildiği gibi “kes-yapıştır” şeklinde olmadığını hesaba katmak lazım.”  (bkz. “Velet-i Amerikan Tarz-ı Osmanlı Devleti “ adlı yazım)
Gezi Direnişi ‘sol’a muktedir aklın omuzlarına yüklediği mahcubiyeti atmasında vesile olmuştur.
Sol Gezi Direnişinin aynı zamanda muktedir akla olan isyanı sayesinde geçmişi ile duyduğu hicaptan kurtulmuş üzerindeki mahalle baskısını atmıştır.
Gezi Direnişinin devamcısı olan Haziran aynı zamanda bu muktedir aklın ürettiği mahalle baskısına da direnişin sesidir.
Seçimlerdeki tutumu da buna uygun olacaktır.
Sabıkalı Kargaların akıl yönlendirmeleri ile ortamda oluşan mahalle baskısından etkilenmeden, varoluş dinamiğine ters düşmeden seçimlerdeki duruşunu belirleyecektir.
Henüz iki ayını doldurmamış olan Haziran Hareketi, ”Laik ve Bilimsel Eğitim” mücadelesi serisinde olduğu gibi bu çetrefilin de üstesinden gelecektir.
8 Haziran'da Haziran daha da güçlenecektir.

Nadi Öztüfekçi
25 Şubat 2015



(*) Tartışma Metni
Seçim, HAZİRAN ve İlkeler
1- 7 Haziran genel seçimi AKP’nin niyetleri açısından yeni bir anlam kazandı. İktidar partisi ve onun liderliği, bir diktatörlük rejimi kurmak, bu rejimi besleyecek yeni bir anayasa yapmak istiyor. Genel seçimde, her türden ayak oyunu ve hileyi de kullanarak, anayasayı değiştirecek bir çoğunluk elde etmeyi hedefliyorlar.
2- AKP diktatörlüğüne karşı halkın birleşik ve örgütlü mücadelesinin sorumluluğunu üstlenen Birleşik Haziran Hareketi seçim sürecinde de AKP’yi geriletmeyi temel alan aktif bir mücadele yürütecektir. Bu mücadelesini AKP faşizmi karşısındaki tüm ilerici-devrimci ve demokrat güçlerle dayanışma içerisinde sürdürecektir.
3- HAZİRAN kendisini seçimle sınırlayan bir hareket değildir. Her türlü sınava, mülakata ve hatta Milli Piyango’ya bile AKP ve bürokratları eliyle hile karıştırıldığının tüm çıplaklığıyla açığa çıktığı ülkemizde, iktidar, yeni bir hileli seçim hazırlığındadır. Bu nedenle, HAZİRAN seçimle sokaktaki direnişleri birleştirmeyi ve AKP’yi kitle mücadelesiyle yıkarak ülkemizde eşit ve özgür bir yaşama kapı aralamayı hedefliyor. Tüm siyasetimiz bu hedefe uygun olmalıdır. HAZİRAN’ın bir bütün olarak hareket edebileceği, kendi geleceğini bu bütünlük içinde koruyarak kurabileceği bir ortak seçim tavrı geliştirilmelidir.
4-HAZİRAN temel bazı ilkeler üzerine bina edildi. Seçim süreci için de bu temel ilkelere uygun bir mücadele ve direniş manifestosu ilan edilmelidir. Manifestonun muhatabı tüm toplum olacaktır. Hareketimizin temel politikalarını tekrar özetlemek gerekirse:
    Ülkemizin bağımsızlığını, tüm emperyalist odak ve merkezlere karşı tereddütsüz savunan mücadeleci bir tutumu esas alıyoruz. Emperyalizmin, bölge halklarını birbirine düşüren ve yoksullaştıran bölgesel proje ve düzenlemelerine karşı çıkıyoruz. Bu açıkça NATO’dan çıkışı ve Amerikan üslerinin kapatılmasını ve ülke çıkarlarına aykırı ikili anlaşmaların feshedilmesini içeriyor.
    Emek ekseninde, kamucu bir hattı savunuyoruz. Özelleştirmelerin durdurulmasını ve yaratılan tahribatın giderilmesini, taşeron çalışmanın son bulmasını, herkese sendika hakkının tanınmasını, iş güvencesi ve iş güvenliğinin tesis edilmesini esas alıyoruz.
    Kürt sorununun barışçı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir çözümünü savunuyoruz.
    Kadınları eve kapatan, kadının toplumsal konumunu gerileten ve bir şiddet nesnesi haline getiren gericiliğin karşısına dikiliyoruz.
    Eğitim başta olmak üzere, yaşamın her alanında yaşanan gericileşmeye karşı gerçek laikliği ve eşit yurttaşlığı savunuyoruz. Dinin, siyaset alanının dışına çıkartılması, toplumsal yaşamın dinsel kurallarla belirlenmesinin önüne geçilmesinde ısrarlıyız.
    Doğal tahribatı durdurmak için, doğal kaynaklar ve yaşam alanlarımızın sermayeden derhal arındırılmasını savunuyoruz.
5- HAZİRAN’ın bu temel ilkelerine dayanan seçim siyaseti için şu soruya hep birlikte yanıt oluşturmalıyız : HAZİRAN’ın bağımsız siyaset hattı ve bütünlüğünü koruyup güçlendirecek ve seçim sonrasına taşıyacak seçim politikası ne olmalıdır?
8 Haziran’da Daha Güçlü Bir HAZİRAN İçin
HAZİRAN bu seçim sürecinden tüm bileşenleri ile birlikte ve 8 Haziran’da daha güçlenmiş olarak çıkmak için uygun olan yolu seçmelidir.
Kesin olan şudur ki, seçim sürecinde sadece düzen partilerinin yaygarası duyulmayacak; HAZİRAN’ın mücadelesi de ses getirecek. Hedefimiz, 7 Haziran genel seçiminin ertesi günü, daha güçlü bir HAZİRAN yaratmaktır. Tüm dostlarımızın bu bilinçle, yapıcı ve ilerletici bir tartışma yürüteceğine inanıyoruz.
Tüm meclislerimizi tartışma toplantılarını hızla örgütleyerek, çıkan eğilimleri/sonuçları 28 Şubat – 1 Mart tarihlerinde toplanacak Yürütme Kurulu’na ulaştırmaya çağırıyoruz.

24 Aralık 2014 Çarşamba

Makul Şüpheli'den Malum Şüpheli'ye Birleşik Haziran Hareketi..



Birleşik Haziran Hareketi kendini deklare ettiğinden bu yana; “makul şüpheli” olmaktan hızla,  malum şüpheli olmaya doğru gidiyor.

Her zaman ki gedikli şüpheli, 34 yıldan beri Türkiye’nin her türlü sorunun baş şüphelisi, bu ülkenin topraklarının ve tarihinin ürettiği ‘sol’a yönelen bütün önyargı ve düşmanlık BHH’ye de yöneldi.
O büyük algı operasyonun, üzerlerinde uygulanan, o muhteşem formatlanmanın tamama ermediği, GDO’laşma sürecinin tamamlanamadığı, mutasyon artığı ‘sol’dan söz ediyorum.

Gezi direnişi bu mutasyonun yarım kalmasına neden oldu. Aslına bakarsanız bu toprakların ve tarihinin ürettiği ‘sol’; üzerindeki geçmişi ile ilgili mahcubiyet duygusunu gezi direnişi sayesinde attı.
Gezi Direnişine katılan milyonlar; sokaklara dökülerek solun -egemenlerin kendilerine tahsis ettiği- localarının önünde geçit töreni yaparak kendini hatırlattı. En kurak olduğu sanılan zamanda hayatın yavaş yavaş çekilerek, çölleşmeye yüz tutmuş sokaklara, bulut oldu, yağmur oldu yağdı.
12 Eylül faşist darbesiyle başlayan, Sovyetler Birliğinin yıkılması ve art arda gelen daha birçok ‘Algısal Çernobil Felaketi’nin etrafa saçtığı umutsuzluk, yılgınlık, pişmanlık radyasyonlarının etkisiyle türeyen sol mutantların, henüz mutasyon süreci tamamlanmamış sol  üzerindeki ağır mahalle baskısı; bu “Haziran Yağmurları” sayesinde azaldı.

İşte Birleşik Haziran; bu baskının altında kımıldayamayan, o ‘henüz mutantlaştırılamayan sol’un bu yağmurlar sayesinde üzerindeki baskıyı atmasıyla harekete dönüştü. Birleşik Haziran Hareketi oldu.
Bu hareketin organizasyonuna soyunan sol örgütlerin, ideolojilerinden ve bundan önceki hatasıyla sevabıyla yaptıklarından bağımsız olarak başardıkları en önemli şey; adeta ayaklarında pranga işlevi gören vazgeçilmez aksesuarları, “örgütsel egoizmlerini” en azından şimdilik,-bütün sol yapılanmaların her zaman evlerinin bir köşesinde saklayıp atmaya kıyamadıkları- antika sandıklarına kaldırmalarıdır.

Bu açıdan bakıldığında Birleşik Haziran Hareketi ne, neyi, kimleri kapsıyor gibi sorular sorulması bana kalırsa anlamsız.
Gezi Direnişi neyse Birleşik Haziran Hareketi de o...
Nasıl ki Gezi Direnişi'ni tam olarak anlatmak mümkün değil, nasıl ki Gezi Direnişi bir süreç, nasıl ki Gezi Direnişi'ne hiçbir üst yapı kurumu, hiçbir egemen önderlik edemedi ve istediği formata sokamadı BHH hareketi için de aynı şeyler geçerlidir.
Bu birleşim kendisine monte edilen motorlarla hareket edemez zaten.
Gezi direnişinin ivmesiyle hareket edecekse edecek.
O yüzden adı da Birleşik Haziran 'Hareketi'...
Yani ne atlarla çekilen, ne de benzin ya da elektrikle yürütülen, imal edilmiş bir araç değil.
Kendi iç dinamiğiyle hareket eden canlı bir organizma…

Eğer BHH hareketi bugün alelacele sorulan sorulara yanıt verme, hoş geldin karalamalarından sakınmak adına; kendini formatlayarak, oto tabuların etkisiyle kurulmaya çalışılsaydı, ne "Birleşik" olur, ne de "Hareket" olurdu.
"Haziran" ismininse yanına bile yaklaşamazdı.
 Bugün eleştiri konusu yapılan, ama bana göre en doğru ve en önemli özelliği olan birçok konudaki "belirsizlik"  aslında Gezi Direnişi’nin ruhuna çok uygun.
Bu belirsizlikler birlikte, bu hareketin kendi iç dinamiği ile belirgin hale gelecektir, gelmelidir.

Evet, BHH köşeli, muntazam hatlara sahip şekilli bir hareket değil.
Tıpkı organik sebzeler gibi.
Birçok defoya, belli konularda anomaliye ve şekil bozukluklarına sahip.
Yani bir serada yetişmediği, hormon, suni gübre ve ilaç takviyesi yapılmadığı, genleri ile oynanıp şekil verilmediği çok belli.
Tıpkı organik sebze ve meyvelerin diğerlerinden ayıran, organik olduğunun kanıtı olan özellikleri gibi…
Zaten aksi durumda birçok kesimi tedirgin edip hırçınlaştıran, telaşlandıran o "kapsayıcılığı" asla edinemezdi.
Örneğin beni kapsayamazdı.

12 Eylül Faşist darbesi akabinde yaşanan dağınıklık ve sonrasında başlayan TBKP süreci benim için önemli bir ders ve gözlem oldu.,
İleride ayrıntısıyla anlatabileceğimi umduğum bu sürecin bendeki en büyük kalıntısı dolandırılma hissi oldu.
Birilerinin; “benim adıma” ve “bana rağmen” derlenip kotarılmış hiçbir yapının, “biz yaptık hadi sen de gel” minvalindeki davetine icabet etmemeyi yediğim bu kazık sayesinde öğrendim.
Türkiye Cumhuriyetinden eski, Türkiyenin en eski ve en köklü, sınıf partisi Türkiye Komünist Partisi’nin elimden alınıp, birçok sofistike illüzyon numarası sonucu Ufuk Uras’ın  ÖDP’si ile çırak çıkarılmamın elimde kalan tek artısı işte bu “ders” oldu.
Artık bana; “gel birlikte bir şeyler yapalım” çağrıları daha yakın geliyor.
Bu çağrıların hemen çoğuna uydum.
Aksi yöndekilere de ilgi göstermedim.
Bu konudaki tavır ve düşüncelerimi de yazılarımda, çeşitli ortamlarda yapılan konuşma ve sohbetlerde sürekli dile getirdim.
Birleşik Haziran Hareketi çağrısının beni iten, çekimser olmamı sağlayacak hiçbir maddesi yok.
Elbette eksik ve farklı ifade edilmesi gereken söylemler var.
Bunlar birlikte tartışılacak, bir kısmı zamanla giderilecek belki de haklılığı sürece ve zamana bırakılacak kaygılar.
Benim açımdan en önemli nokta; bu çağrının hemen her maddesinde, BHH adına yazılan her yazı, afiş ve belgisinde, yapılan her konuşmasında dile getirilen “birlikte yapalım” çağrısıdır.

Böyle bir çağrıya; “Siz hele bir yapın. Ben ya katılırım ya da çamur atarım” diyemezdim.
Aksine bu çağrıya uyup atılan çamuru da göze almayı yeğledim.
Nadi Öztüfekçi
24 Aralık 2014