15 Şubat 2014 Cumartesi

SİYASİ DOLANDIRICILIK



Sermaye piyasasında yalan bilgi vermek, yönlendirici yorumlarda bulunmak soruşturma nedenidir. Örneğin bir şirket hakkında olumlu olumsuz gerçek dışı haber üretmek dolandırıcılık kapsamına girer. Örneğin borsada hisseleri düşme eğilimindeki bir şirket için, gerçek dışı bir yatırım haberi  üretirsen, örneğin bir başka şirketi satın aldığı haberini yayarsan borsadaki hisselerinin değerini hak etmediği ölçüde artmasına neden olursun. Ya da bir firmanın gerçek dışı olarak satışa çıkarıldığı haberi yayarsan bu defa da tam tersi haksız yere hisselerin düşmesine neden olursun.

Aynı durum hisseleri halka açılmış spor kulüpleri için geçerlidir. Aldığın, sattığın sporcuları sermaye piyasası kuruluna bildirmek durumundasın. Bu kurallar tüm dünyadaki sermaye piyasaları için geçerlidir. Sermayenin en üst kurumsal yapısı olan borsalarda bu kurallar ticari hareketliliğin bir aksama yaşamaması içindir. Bu kurallara titizlikle uyarlar.
Bu özen alt düzeylere indikçe azalır. Esnaf düzeyine indiğinde ticari hareketlilik, neredeyse orman kanunlarına benzer kurallarla idare edilir. Hele tüketici hakları düzeyine indiğinde bu titizlikten eser kalmaz. Tek kural vardır; ticaretin hız kesmemesi.

Bu özensizlik burjuva siyasetinin kuralları için de geçerlidir. Düzenin çarklarına hizmet ettiği sürece hiçbir etik, hak ve adalet gözetmeksizin her türlü ayak oyunu, menfaat, iftira, yalan burjuva siyasetinde mubahtır. Burjuva siyaseti haksız rekabet üzerine kurulu pis bir yarıştır.

Bu durum; bizim gibi demokrasisi, ikide bir budanmaktan bonsai ağacına dönmüş ülkelerde hat safhada seyreder. Her biri, birer “Zaytung” modundaki medya kuruluşlarımız bu pespayeliğin payandalığını yapar. Uzun erimli ve sofistike algı operasyonlarının sonucunda, artık “önlerine ne korsak yerler” özgüveni, bu siyasi yarışın iyice irtifa kaybetmesine yol açtı.
Çok uzun süre, yaygın medyada ve diğer yandaş, candaş, tümünde Mehmet Ali Alabora’nın “Heberler”ini aratmayacak haber bültenleri ve skeç tadındaki haber programlarıyla beğeni ve sorgulama düzeyimiz sürekli törpülendi. Türkiye’deki siyasetin, ortalama bir burjuva siyasetine göre çok aşağılarda seyretmesinin nedeni;  işte bu “nasılsa yediririm” özgüveni dolayısıyla…

İşte böylesi bir ortamda, böylesi beğeni ve sorgulama düzeyinin yaşandığı Türkiye siyasetinde Erdoğan ortaya çıkabilecek hiçbir çelişkiyi sorun etmeden bütün pervasızlığıyla, her türlü değeri, kavramı iğdiş ederek siyaset yürütüyor.
One Minute fırsatı ve Mavi Marmara olaylarından sonra yapılan onca anti-siyonist(!)  geyiklerden, delibaş dış politika ayaklarıyla kazanılan prestij ve sonrasında bugün İsrail’le yapılan normalleşme çalışmaları,

Suriye’de önce Esat’la can ciğer kuzu sarması halleri, arkasından üç ayda yıkılacağı propagandası ile Osmanlıcılık hayallerini pazarlaması, tüm dünya ülkelerine Goldwyn Mayer aslanı gibi jenerik verip kazanılan siyasi rant ve arkasından BM’den yediği fırçadan sonra süt dökmüş kedi halleri,

Aynı anda “Tek bayrak, tek millet, tek devlet sloganı ile Anadolu seçmenine, “her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık” sloganı ile Kürt halkına birbirine ters siyasi propaganda yapabilme ve iki yüzlülük üzerinden oy devşirme pervasızlığı,

Gezi direnişinin başlangıcında anketlerle ortaya çıkan oy oranlarındaki hatırı sayılır düşmenin ardından, “Camide içki içtiler” ve “benim başörtülü bacıma” gibi tümüyle yalan olduğu artık açığa çıkmış paçoz propagandalarla oy potansiyelini yükseltme başarısı(!),

Cemaatle yapılan, tümüyle çıkar işbirliğine dayanan koalisyon sonucu pekiştirilen siyasi iktidar, birlikte yaşanılan saadet devrinden sonra pastanın küçülmesi ile ortaya çıkan rant kavgasından dolayı büyük bir pişkinlikle takınılan “Paralel Devlet”  mağduru tavırları,

Burada sıralanması okuyanların sinirini bozmaktan başka bir işe yaramayacak, gün gibi açıkta olan, herkesin farkında olduğu daha bir sürü çelişki ve tutarsızlık… Bütün bunlar, temelde burjuva siyasetinin bir uzantısı olsa bile; Türkiye’ye özgü, yıllarca üzerinde çalışılmış, algı operasyonlarının sonucu artık belli bir aşamaya gelmiş siyasi havzanın endemik unsurlarıdır.

Bütün bunların “Siyasi Dolandırıcılık” olduğunu artık kabul etmemiz gerekir. Yazının başında örneklerde olduğu gibi ticari rant elde etmek için kamuya yönelik yalan beyanlar, gerçek dışı haber sızdırmaları nasıl dolandırıcılık sayılıyorsa; siyasi rant kazanmak amacıyla yapılan aynı türden açıklamalar da “Siyasi Dolandırıcılık” sayılmalıdır.

Örneğin TUİK’in veya Merkez Bankasının açıkladığı verilere bir sermaye kuruluşunun kendi çıkarları doğrultusunda müdahale edip, saptırması nasıl bir suçsa, Başbakan’ın anketlerin nasıl haber edileceğine müdahale etmesi de suçtur.

Sülün Osman’ın dolandırıcılık başarısı ekip çalışmasına bağlıdır. Hemen her dolanında “ayakçı“ kullanmıştır. Bu ayakçılar mizanseni tamamlamışlar Sülün Osman’ın uydurduğu hikayenin inandırıcılığını artırmışlardır.

Bir ülkede ifade özgürlüğünün göstergesi nelerin söylendiği ile ölçülemez. Asıl olan nelerin söylenmediği, söylenemediğidir.

Ortada dolaşan siyasi bir “Sülün Osman” var. Ama bu Sülün Osman’ın başarısının arkasındaki “ayakçı” ordusunu görmezden gelmek, bu ordunun neferleri arasına katılmakla eş anlamdadır. Önce bu ayakçı ordusunu teşhir etmek gerekiyor. Neyi söyleyip, neleri söylemeyerek bu siyasi Sülün Osman’ın uydurduğu hikayenin inandırıcılığını nasıl arttırdıklarını görüp, göstermek gerekiyor.

Ayakçıları teşhir olmuş bir Sülün Osman’ın inandırıcılığı zayıflayacaktır.

Nadi Öztüfekçi
14 Şubat 2014


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen hakaret içeren yorumlar yazmayın.