22 Haziran 2019 Cumartesi

ÖCALAN'IN MEKTUBUNUN ÖNEMİ..!

Öcalan'ın son mektubunun asıl önemi İstanbul Belediye Seçimlerine etkisinden çok daha farklı bir alanda. Bunu yakın zamanda detaylı bir şekilde incelemek gerekiyor. Kısaca değinirsek; Bana göre Türkiye Solunun son 20 yılda geliştirdiği paradigmalarını yeniden gözden geçirmesini gerektiren ifadeler var bu mektupta. Mektupta bir tarafsızlıktan söz ediliyor. Kimle, kimin arasındaki bir tarafsızlık bu? Öcalan mektubunda; Cumhuriyetin kuruluş değerlerini savunanlarla, bu değerlerin karşısında olan kesim arasında tarafsız kalmaktan söz ediyor. Sezai Temelli bunu şu şekilde güncelliyor; "Sayın Öcalan’ın ürettiği Üçüncü Yol Stratejisinde ve çağrısında da belirtildiği gibi HDP, Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasındaki kutuplaşma siyasetinde taraf değildir." Bu cümle bana, "24 Haziran Seçimlerinde HDP neden ittifaka alınmadı" şikayetlerini hatırlatıyor. Aynı zamanda "Aman HDP barajın altında kalmasın" telaşının nasıl köpürtüldüğünü sorgulamaktan kendimi alamıyorum. Neyse... Bu ifadelerin ne anlama geldiğini 23 Haziran seçimlerinden sonra ele almak istiyorum. Ama bu yazıda Mektubun İstanbul seçimlerine olan etkisini irdeleyeceğim.
Bu mektubun hedef kitlesi olan, kendilerine HDP'li diyenlerin İstanbul Seçimleri ile ilgili oy tercihleri üzerinde ne kadar etkisi olur? Bana kalırsa üzerinde konuşulduğu kadar önemli bir etkisi olmayacaktır. Bunun en önemli nedeni, kendini HDP'li sayanların HDP'li kavramından anladıklarının birbirine göre çok farklı olmasıdır. Dolayısıyla güncel gelişmelere tepkileri de farklı olacaktır. Aslında ben 'Kürt Hareketi', 'Kürtçü Siyaset', 'HDP' ve 'HDP'li' kavramlarının da birbirlerine göre -birçok ortak unsurlar taşısalar da- farklı içerikleri olduklarını düşünüyorum. Genelde yazılarımda ve söylemlerimde bu kavramları birbiriyle karıştırmamaya dikkat ederim. Aralarındaki organik bağa rağmen bu içerik farkı, yere ve zamana göre farklı davranmalarını getiriyor. Özellikle HDP... HDP sadece kavramsal bir farkı değil, aynı zamanda farklı siyasi görüşleri ve aktörleri de temsil ediyor. HDP konjonktür gereği Türkiye Solu ile bağını koparmamaya gayret ediyor. Bunun Türkiye Solunun yararına olduğunu söyleyemem. Hatta Türkiye Solunu zapturapt altında tuttuğunu, ilgisini bambaşka yöne çevirdiğini, sürekli etkileyerek kendi ayakları üzerinde durmasına fırsat vermediğini düşünüyorum. Ama diyalektik böyle bir şey işte, yeri geliyor Türkiye Solu da HDP'ni etkileyebiliyor. Hem de kritik bir zamanda... Gezi Direnişini hatırlarsınız. İlk başlarda HDP yöneticilerinin soğuk bakmalarına karşın HDP'nin genç tabanı tereddüt etmeden meydanlara çıktılar. Meydanların ellerinde Türk Bayrakları taşıyan yığınlarla dolmuş olmasına aldırmadan, o yığınların içine katıldılar. Bu açıdan bakılınca Öcalan'ın son açıklamasına rağmen HDP yöneticilerinin İstanbul Seçimlerindeki siyasi duruşlarını değiştirmeyeceklerini söylemelerini beklemek normal bir durum. Adı üzerinde Halk(ların) Demokatik Partisi olma iddiasındaki bir partinin, önderliğin mesajından daha çok, tabanının Demokratik İradesine uyması gerekiyordu Nitekim, Sezai Temelli -Öcalan'ın mektubunu anlamazdan gelerek de olsa- ilkesel duruşlarını değiştirmeyeceklerini söyledi. Temelli, Öcalan'ın söyledikleri ile HDP'nin İstanbul Seçimleri ile ilgili tutumu arasında fark olmadığını söyleyerek -bana kalırsa taban tabana zıt- Öcalan'ın mesajının pratik anlamına ters olan, 31 Mart'ta gösterdikleri aynı tavrı sürdüreceklerini söyledi. Ya da söylemek zorunda kaldı. HDP tabanında Türkiye Solu ile etkileşim içinde olan, ağırlıklı gençlerden oluşan bir kesim var. Diğerlerine göre daha dinamik, daha bilinçli ve daha etkili bir kesim... Bu kesimi İstanbul Seçimlerine tarafsız kalmaya ikna etmek çok zor, daha doğrusu imkansız gibi bir şey. Sayısal olarak ne kadar oyu konsolide edebiliyorlar bilemem ama, HDP yönetimi bu kesimi -kerhen ya da gönüllü olarak- dikkate almak zorunda kalıyor. En azından HDP yöneticilerinin söylemlerini etkileyebiliyorlar. Yazının başında, HDP ve HDP'lilik kavramları haricinde Kürt Hareketi ve Kürtçü Siyaset gibi kavramlardan söz etmiştim. Siyasi duruşlarını bu kavramlarla tanımlayacağımız kesime gelince... Bu düzlemde de değişen çok şey olmayacak. Aslında bu kesim bu mesajı çok öncesinden biliyor ya da uyguluyorlardı. Yani onlar açısından yeni değil. Mektup da onlara yönelik değil zaten... Yeteri kadar konsolide edemediklerini düşündükleri HDP tabanına yönelik. Bu saatten sonra fazla etkili olmayacaktır.
Ama yanlış anlaşılmasın bu gecikme bir hata sonucu değil. Eğer bu mektup daha önce yayınlansaydı getirisi götürüsünden daha fazla olacaktı. Çünkü AKP tarafı propagandasını, "HDP'nin İmamoğlu'nu desteklediğini" -belki de gereğinden fazla- deklare etmesinden yararlanarak, CHP-HDP-PKK işbirliği algısına çalışıyorlardı. Her ne kadar "31 Mart seçimlerinde bu algı tutmadı" dense de bana göre Binali Yıldırım'ın aldığı oyda en büyük pay sahibi bu propaganda oldu. Eğer Öcalan'ın; Kürt hareketi ve Kürtçü Siyasetin Tek Adam Rejimi ile çelişmemesi gerektiği anlamındaki bu mektubu, daha önce yayınlansaydı bu algıyı hiç oluşturamazlardı. Beka üzerine propagandaları çok daha etkisiz olurdu. Yani bu mektubun, bir sipariş üzerine ve bir hükümet organizasyonuyla yayınlanması bir anlamda, bir çaresizliğin sonucu olarak bir işbirliğini itiraf etmektir. AKP açısından bakarsanız getirdiği kadar götürüsü de olacaktır. Yeter ki hatır gönül dinlemeden bu mektubun arka planındaki gerçekler teşhir edilsin. Nadi Öztüfekçi 22 Haziran 2019

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen hakaret içeren yorumlar yazmayın.